27

Kaç lokma ekmek yiyeceğimize, kaç ağacın, ‘yeraltı zenginlikleri’ bahanesiyle yok edileceğine, diktatörlük karşıtı ‘İLERİ DEMOKRASİ’ adıyla halkları birbirine boğazlatılmasına hatta soluduğumuz havaya kadar her şeyi kafalarına göre değil “kasalarına göre” karar verdiklerini görüyoruz. Dünya genelindeki bir avuç Finans Oligarşisinin, Finans-Kapital olarak, servetlerine servet katarak, dünyanın hakimi olduklarını biliyoruz.
Finans Kapital sadece tıka basa dolu para kasalarıyla, üretimi, tüketimi, finans merkezlerini tekellerinde tutmakla güçlü olmuyor. Sömürdüğü ülkelerde demokrasi adına, iktidarları, hatta muhalefetini, sınırlarını, kültürünü, kendi inanmadığı dinini bile en inançlı, dini bütün görünerek, o da yetmezse kendi elleriyle, maaşlı adamlarıyla çeşit çeşit tarikatlar uydurarak, Siyonist İsrail gibi yapay devlet çıkartarak varlığını askercil gücüne, teknolojisine dayanarak vahşice sürdürüyor.
Sadece son günlerde evren çapında yaşadıklarımıza bakarsak, Emperyalizmin, Finans-Kapitalin ne kadar acımasız, insanlık, doğa düşmanı olduğu daha kolayca anlaşılır.
Oxfam’ın Eşitsizlik Raporu’na göre:
*) Küresel servetin en zengin yüzde 0.001’lik kesim tarafından (Finans Kapitalin) tutulan payı 1995’te yaklaşık yüzde 4 iken yüzde 6’nın üzerine çıktı. Milyonerlerin serveti ise 1990’lardan bu yana yılda yaklaşık yüzde 8 artarak, en alttaki yüzde 50’nin oranının neredeyse iki katına ulaştı.
(Bu zaman diliminde, Dünyamızda ola gelen paylaşım savaşlarının kimlere yaradığı da belli oluyor.).
*) Yaklaşık 60 bin kişiden yani dünya nüfusunun sadece yüzde 0.001’inden oluşan çok küçük bir azınlık, insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katını elinde tutuyor. (8 Milyar 300 milyon kişi de 60 bin kişi !…).
*) İnsanların varlıklarının değeri olan servet, iş ve yatırımlardan elde edilen gelirden bile daha yoğun bir şekilde dağılmış durumda. (Anlaşılmayacak gibi değil, vurgun, talan haddinden fazla).
*) Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesimi servetin yüzde 75’ine sahipken, en yoksul yarı sadece yüzde 2’ye hükmediyor.
*) Neredeyse her bölgede en üstteki yüzde 1’in en alttaki yüzde 90’dan daha zengin olduğunu ve servet eşitsizliğinin dünya genelinde hızla arttığını belirtiyor. [Ortadoğu daki liderler Sanki , gözümüzün önünden resmi geçit töreninden geçer gibi…]
TÜRKİYE’DE DURUM: BİR YILLIK GELİRİ 19 DAKİKADA KAZANIYOR!
2025 yılında yaklaşık 20 milyon vatandaşa sosyal yardım yapmakla övünen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yoksulluk verilerini bu ay açıklamıyor.
En son bilgi 11 milyon 872 bin 932 kişi ‘Aşırı yoksulluk sınırı’ altında kalan vatandaşımız olduğudur. Rakamlar yoksulluğun tavan yaptığını gösteriyor.
Oxfam’ın Eşitsizlik Raporu’na dayanan Türkiye verileri de dikkat çekici tabloyu gözler önüne serdi.
*)Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke olup, dünya genelinde de gelir eşitsizliğinin en fazla olduğu 130 ülke arasında 28. Sıradadır.
*) Hem 2024 hem de 2025 listesinde yer alan 30 milyarderlerin kişisel serveti, kişi başına ortalama 496,3 milyon dolar arttı. Bu artış hızıyla bir milyarderin, ortalama ücretli bir çalışanın bir yıllık kazancını elde etmesi yalnızca 19 dakika sürüyor. Bu servet, ülke nüfusunun yüzde 44’ünün yaklaşık 38,5 milyon kişinin, toplam varlığından daha fazla.
*) Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesimde bulunan bir kişinin serveti, toplam servetin %38,1’ine sahipken,, en yoksul yüzde 50’lik kesimde yer alan bir kişiden 1.271 kat daha fazla.
*) Nüfusun en yoksul yarısı toplam servetin yalnızca yüzde 2,8’ine sahipken, en zengin yüzde 1’lik kesim toplam servetin yüzde 38,1’ini elinde tutuyor.
*) Kadınların iş gücü geliri ise erkeklerin kazancının yalnızca yüzde 41’i düzeyinde kalıyor.
Rapor da böyle diyor, abartmıyoruz. Bu kadar servet sahiplerini, vergi rekortmeni olarak gören var mı? Ya da Fitre zekat kuyruğunda vergiden muaf olmayı, teşvik primlerini yasa ile kazanmış olana hiç sorulmaz ama sorsalar “mahçubiyet yüzünden adımız listede yok, hem bir elin verdiğini bir el görmez” diyeceklerdir.
Dolaylı, dolaysız ek vergilere gerek duymadan, halkımızı açlık sınırının altında değil insanca yaşatmak mümkün müdür?
Soygun düzenine karşı örgütlü mücadele ile mümkündür.
YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR!
Ülkemizde 30 aile holdingi kârlarına kâr katarken, o halde yüzde altmışlık kesimi neden açlık sınırının altında yaşıyor?
Üstelik” kriz yaşıyoruz. Dış güçler engelliyor, fedakârlığı hep beraber yapalım” yalanına sığınarak…
Her zaman söylüyoruz:
“Yokluk, yoksulluk, işsizlik, pahalılık, kıtlık, her türlü doymak bilmeyen Finans-Kapital, Tefeci-Bezirgân sermayenin soygunu halkımızın, Örgütsüz olmasıyla, bitmez tükenmez yalanlarıyla, örgütsüz bırakılmış, kendi öz halkını kolayca kandırmasıyla oluyor.”
Buna karşılık ne yapılabilir?
İşsizlik ve Pahalılıktan kurtulmanın tek yolu, Parababalarının Sömürü ve Soygun düzenine karşı örgütlü mücadele etmekten geçiyor.
ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKTIR ! ÖRGÜTLÜ HALK YENİLMEZ! Bizim şiarımızdır.
Köle olarak kalmak istemiyorsak örgütlenmemiz gerekiyor. Yaşamın her alanında örgütlü mücadele yürütmeliyiz.
ZAM ZAM UCUZLUK NE ZAMAN!
TAKSİTLE YAŞAYIP BORÇLA ÖLMEK İSTEMİYORUZ!
ASGARİ ÜCRET ÇALIŞANLARIN “ORTAK ÜCRETİ” DEĞİLDİR!
ASGARİ ÜCRET SEFALET ÜCRETİ OLMASIN!
EMEKLİ YÜK DEĞİLDİR!
ASGARİ ÜCRETLİ, EMEKLİ SEFALET ÜCRETİ DEĞİL İNSANCA YAŞAMAK İSTİYOR!
İŞSİZLİK VE PAHALILIKLA SAVAŞ DERNEĞİ GENEL MERKEZİ