7

BORCA SÜRÜKLENİYOR
İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, özellikle gençlerin marka tutkusu nedeniyle ebeveynlerini banka kredisi çekmeye zorladığını, bu durumun ödenemeyen borçlar yüzünden haciz ve icra süreçlerini artırdığını söyledi. Gencer, bu tabloyu içinde yaşadığımız kapitalist düzenin çarpıklığıyla ilişkilendirdi. Kısa yoldan zengin olma hayalleri ve kolay para kazanma isteğinin, beraberinde sahtekârlığı da getirdiğini vurgulayan Gencer, “Ne yazık ki ekonomik kriz birçok insanı bu tür yollara itiyor. Çalışan kesimin önemli bir bölümü, gelirleri yetersiz kaldığı için bu ve benzeri yöntemlere başvuruyor. Oysa yaşadıkları ekonomik sıkıntıların sistemin bir sonucu olduğunu fark ederlerse, çözümü bu düzene karşı örgütlü mücadelede arayacaklardır. Bunun bilincine varmak için ciddi bir çaba gerekiyor” dedi.
STATÜ GÖSTERGESİ
Gencer, “Kendini daha üst seviyede gösterme arzusu taşıyanlar ya da müşterilerine ‘havalı’ bir ofis ortamı sunmak isteyenler, eşyaları ve cihazları kiralayarak aslında bir anlamda aldatma yoluna gidiyor. Her şeyin parasal değerle ölçüldüğü, pahalı eşyaların güç göstergesine dönüştüğü bir ülkede bu durum daha da yaygınlaşacaktır. Çünkü kimse karşındakinin sahip olduklarının kiralık olup olmadığını bilemez. Bu da toplumda güven duygusunu zedeleyecek” ifadelerini kullandı. Teknolojinin herkes için eşit, kaliteli ve uygun fiyatlı olmasını savunduklarını vurgulayan Gençer, “Bugün teknolojiden aşırı kâr elde edilmesi, üstüne bir de yüksek vergilerle fiyatların şişirilmesi söz konusu. Devletin burada sorumluluğu büyük çünkü özel tüketim vergisi (ÖTV) oranları ürünleri erişilmez hale getiriyor. Öte yandan teknoloji kullanımı toplumda bir statü göstergesi olarak kabul ediliyor. Sınıf bilinci gelişmemiş kesimlerde, yüksek teknoloji ürünlerini kiralamak bile insanlara geçici bir rahatlama hissi veriyor” şeklinde konuştu.
TOPLUMSAL GÜVENİ ZEDELİYOR
Türkiye’de yüksek vergi oranlarının, birçok ürünü toplumun büyük kesimi için erişilmez hale getirdiğini aktaran Gencer, “Vatandaş, bu ürünlere sahip olabilmek için banka kredilerine yönelmek zorunda kalıyor; ancak ekonomik koşulların ağırlaşmasıyla birlikte borçlar ödenemiyor ve birçok aile haciz tehdidi altında yaşıyor. Bu tabloyu tersine çevirebilmenin yolu vergi oranlarının makul seviyelere çekilmesinden geçiyor. Yurtdışında asgari ücretli bir çalışanın rahatlıkla satın alabildiği ürünlerin, Türkiye’de hâlâ lüks kategorisinde yer alması dikkat çekiyor. Öte yandan, marka bağımlılığı ve statü göstergesi yaratma arzusu, işletmeler tarafından yeni bir gelir kapısına dönüştürülmüş durumda. Şirketlerin kiralama modelini cazip bir ticari strateji olarak sunması, ekonomik açıdan pratik görünse de toplumsal güven ve inandırıcılık duygusunu zedeleyen bir eğilim olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.