28

“Analardır adam eden adamı.” öyle demişti Şair Nâzım Hikmet.
Ne kadar da güzel Analarımızın değerini anlatmış.
Her yıl Mayıs ayının ikinci pazar günü, 1955 yılından beri Anneler günü olarak ülkemizde kutlanır. Annelere o gün hediye almak, güzel sözlerle iltifatlar, sevgi, saygı göstermek, genelde yoksulluk, özelde kadın, iş, töre cinayetleri, mutfakla yatak odası arasında hapsolmuş ev kölesi olarak yaşıyor.
Ancak günümüz Türkiyesi’nde bugün Anneler günü kutlanacak bir gün olmaktan çıkmış, geçim derdi olmayan mutlu bir azınlığın anneler günü olmuştur.
Nasıl kutlayalım ki?
Her gün analar katlediliyor, çocuklar anasız kalıyor, çocuklar katlediliyor, analar çocuksuz kalıyor. Anneler kendileri beslenemedikleri gibi çocukları da gelişme çağında yeterince beslenemiyor. Günlerden geriye anaların ve çocukların bitmez tükenmez yürek acıları kalıyor.
Annelerin, babaların derdi sadece bununla kalmıyor. Daha, yeni Samsun’da 1 çocuk babası 24 yaşındaki işsiz genç, bakkaldan ekmek ve bebeğine mama alamayınca intihar etti!
Soygun düzeni yoksuldan alıp zengine aktarıyor ve sonucunda yurttaşlar sağlıklı beslenemiyor, sağlıklı şartlarda barınamıyor, yaşama tutunamıyor.
Her 3 gençten biri ne eğitimde, ne işte, ne de iş aramakta! Genç işsiz sayımızla Avrupa’da birinciyiz.
2024 yılında aşırı yoksulluk sınırında yaşayan hane sayısının 3,6 milyona ulaştığı ülkemizde sadece analar, çocuklar açlık sınırı altında yaşamıyor.
Ekonomik olarak çalışabilenlerin yüzde yetmişi açlık sınırının altında, emeklilerin maaşı ev kirasını bile karşılamaz haldedir. Kamu çalışanları da yoksulluk sınırı altındayken, kadınlar ve çocuklar katmerli yoksulluk yaşıyor.
ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ VERMEYE BAŞLANMALIDIR
Beslenemeyen bir çocuk eğitimde, sosyal yaşantıda başarılı olabilir mi? Çocuklarımızın dengeli, GDO’suz beslenmesi ancak “Sosyal Devlet”in eksiksiz bir şekilde uygulanmasıyla olur. Bu sorunları Sosyal yardım yaparak telafi ediyoruz demek ortalık yangın yeri iken, alevler sönsün diye bir bardak suyla müdahale etmeye benzer.
Oysa ki Sosyal yardımlarla günü kurtarmak çözüm değildir.
3 milyon çocuk yatağa aç giriyor.
Çocuk okula aç gidiyor, dersten de aç çıkıyor.
Ülkede 2 milyondan fazla çocuk işçi var.
Bu çocuklar okulu bırakıp çalışma hayatına girdiğinde ise, iş cinayetleriyle karşılaşıyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin hazırladığı raporda “…son 12 yılda, bin çocuğun iş cinayetinden hayatını kaybettiği belirtilirken, kayıt dışı çalışma ve MESEM’ler dahil edildiğinde ülkede 4 milyon çocuk işçinin olduğu açıklandı.” (Basından).
“28 Nisan’da İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ile İstanbul Tabipler Odası ile eş zamanla hazırlanan raporda ise 970 bin çocuk işçi olduğu açıklandı. Bu sayıya Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) çalışan 500 bin çocuk, kayıt dışı çalışan çocuklar ve 15 yaş altı çalışan çocuklar da dahil edilince toplam rakamın 4 milyona vardığı öne sürüldü. Eksik tutulan verilerin eklenmesiyle ise son 12 yılda bin çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği ifade edildi.
İSİG, ayrıca ‘çocuk işçi cinayetleri’ raporunu da yayımladı. Bu raporda, nisan ayında 8 çocuk işçinin hayatını kaybettiği yer aldı. 8 çocuktan ikisinin tarım, ikisinin inşaat, birinin maden, birinin enerji ve birinin de genel işler ve konaklama iş kollarında çalışan olduğu tespit edildi.
YOKSULLUK ŞEHİRDE, KÖYDE İYİCE DERİNLEŞTİ
“İSİG, ölümlerin temel sebebi olarak yoksulluğu öne sürdü. OECD raporlarına göre, yoksulluk içinde yaşayan 6 buçuk milyon çocuk bulunduğu kaydedildi. Her beş çocuktan biri yeterli beslenemezken, her dört çocuktan birinin okula aç gittiği açıklandı. Öte yandan ‘Sosyal ve Ekonomik Destek Programı’ndan yararlanan çocuk sayısının 172 bine dayandığı yine aynı raporda yer aldı. Yoksulluğun etkilerinin çocukları çalışma hayatına ittiğini belirten İSİG raporları, kayıtlı çocuk işçi sayısının 1 milyon 372 bin olurken yaz tatilinde okulların kapanmasıyla bu sayının 2 milyona çıktığı belirtildi. (13.5.2025 / İz gazete)
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın son açıklamasında 5 milyona dayanan, 4 milyonun üzerinde sadece sosyal yardımlarla hayatını sürdüren yoksullar var.
‘Kuşaklar Arası Yoksulluk’ oranı yüzde 24’lerde, bu da TÜİK’in Açıklaması. Yani nesiller arası babadan, anneden, çocuklara devam eden bir yoksulluk var.
Derneğimizin Kurucularından Hikmet Kıvılcımlı, 1957 yılında seçim mitinginde şu tespiti yapmıştı:
“Para oyunu, memleketin en büyük politika oyunudur. Eğer, vatandaşımız bu oyunları hesaba katarak siyasete el koymazsa, yani bu oyundan zarar gören vatandaşlarımız, artık bu oyuna son vermek için, siyasette söz ve tesir sahibi olmazsa, bu gidişin sonu gelmez.” (Eyüp Konuşması)
Halkımız siyasette baş olmayınca Servet sahipleri daha çok sırtımızdan zenginliklerine, zenginlik katladılar.
Orta sınıf yok oldu! Ya fakirsin ya da yine Fakir..
Türkiye’de yaklaşık 24, 5 milyon anne var ve bunların 5 milyonu açlık, 14.5 milyonu da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Hem kendileri, hem de evlatları işsiz.
Türkiye nüfusunun yüzde 1’i (850 bin kişi) toplam paranın yüzde 40’ına sahip.
Türkiye nüfusunun yüzde 10’u (8,5 milyon kişi) toplam paranın yüzde 70’ine sahip.
Uygulanan halk düşmanı politikalarıyla işçimizi, emeklilerimizi halkımızı işsizlik, pahalılık ve yoksulluk cehenneminde inim inim inletmektedirler. Bir de açıkladıkları resmi rakamlarla gerçeklikten uzak bilgilerle halkımızı kandırmaktadırlar. Halkımız bu Parababaları düzeninin uyguladığı baskı ve sömürü düzenine tepkisini örgütlü bir şekilde göstermelidir.
Derneğimiz İPSD (İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği) bunun için vardır. Halkımızı örgütlü mücadeleye katmamız ve bilinçlendirmemiz görevimizdir.
Unutmayalım ki “Örgütsüz Halk Köle Halktır, Örgütlü Halk Yenilmez!”
İŞSİZLİĞE PAHALILIĞA ZAMMA ZULME SON!
İPSD GENEL MERKEZİ